www.incilturk.Com

 
 
 

 
 

 

 
 

 


 

 

SOTERİYOLOJİ

KURTULUS DOKTRiNi

 

İçindekiler:

1- Niçin kurtulmaya ihtiyacımız var?

Yaradılış ve Düşüş Yaratılış 2:15-3:6

2- Neden kurtulmaya ihtiyacımız var?

Günah ve Yargı Yaratılış 3:7-24

3- Niçin kendimizi kurtaramayız?

Yetersizlik Yeşaya 59:1-21

4- Mısır’ın dışında

Kurtuluş Mısır’dan Çıkış 15:1-21

5- Tam kefaret

Borcun ödenmesi Rut 4:1-22

6- Tanrı, bana karşı merhametli ol

Gazabı yatıştırmak Luka 18:9-14

7- Tekrar birliktelik

Barışma 2.Korintliler 5:14-6:2

8. Pozitif kanıt

Diriliş Elçilerin İşleri 13:26-49

9- Yeniden doğuş

Yenilenmek Yuhanna 3:1-18

10- Mesih’te yaşam

Mesih’le birlik Efesliler 2:1-10

11- Kör adam, dilenci adam, hırsız

İman ve tövbe Luka 18:35-19:10

12- Tanrı’nın bütün çocukları

Evlat edinme 2.Samuel 9:1-13

13- Doğruluğun açıklanması

Aklanma Romalılar 3:21-28

14- Günahsızlığa kurtulmuş olmak

Kutsallaşma Romalılar 6:1-14

15- Bir süre acı çekme

Dayanma 1.Petrus 1:1-9

16- Görkem

Yüceltilme Vahiy 7:9-17

 

 

 

 

1- NİÇİN KURTULMAYA İHTİYACIMIZ VAR?

YARADILIŞ VE DÜŞÜŞ

 

Kurtuluşu anlamak için öncelikle günahı anlamamız gerekir. Günahı anlamak için de Yaratılış bölümüne gitmemiz gerekmektedir. Zamanın başlangıcından beri insanlığın her zaman ve her yerde savaş, terör, fuhuş gibi birçok problemi olmuştur ve olacaktır. İnsanlar gururlarından, zenginliğin açgözlülüğünden, güçlülüklerinden dolayı acı çekmektedirler. Peki zamanla insanlık daha iyiye mi gidiyor? Bu sorunun cevabı kesinlikle hayırdır. İnsanlık tarihine baktığımızda bunu görebiliriz. Çünkü asıl problem günahlı insanın kendisidir. Peki bu problemin çözümü nedir? Bu problemin çözümünü Tanrı kendisi vermiştir. Bize günahtan ve ölümden kurtulma olanağı sağlamıştır. Bunu İsa Mesih’in çarmıhta ölümü ve dirilişi sayesinde yapmıştır. Günahlı insanın tek ümidi İsa Mesih’tir. Tanrı bu kurtarışı lütuf ve iman aracılığı ile Kendi yüceliği için yapmıştır.

 

Peki neden biz kendi kendimizi kurtaramıyoruz? Neden kurtuluşa ihtiyacımız var? Bu soruların cevabı insanlığın neden yaratıldığını anlamamıza bağlıdır. Tanrı bizi neden yarattı? Neden yaratıldık?

Bazı insanlar sadece zevk almamız için yaratıldığımızı düşünmektedirler. Böyle düşünen insanlar “Nasıl olsa öleceğiz, ye iç keyfine bak” sloganıyla yaşarlar. Bazı insanlar da çalışmak için yaratıldığımızı düşünürler. Bazıları ise sadece almak için yaratıldığımızı düşünürler.

Peki Kutsal Kitap bu konuda ne demektedir? Çünkü bizim asıl bilgi kaynağımız Kutsal Kitap’tır.

Yaratılış bölümüne gittiğimizde başlangıçta Tanrı’nın gökleri ve yeri yarattığını görebiliriz. Tanrı yaratılış işini altı günde tamamlamıştır. İnsanı ise altıncı gün yerin tozundan kendi benzerliğinde yaratmış ve Kendi yaşam nefesini vermiştir. Bu çok önemlidir. Kutsal Kitap bunu üç kez iki ayet olarak  vurgulamaktadır:

Yar.1:26-27 Tanrı, "İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım" dedi, "Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun." Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.

Yaratılışta Tanrı kendi suretini model olarak kullanmıştır. Orijinaline göre basılan yeni bir para gibi. Tanrı benzeyişinde yaratılmış olmamız Tanrı gibi yaratılmış olmamız anlamına gelmektedir. İnsan hem ruhsal hem de ahlaki olarak Tanrı benzeyişindedir.

Kol.3:9-10 Birbirinize yalan söylemeyin. Çünkü eski yaradılışı kötü alışkanlıklarıyla birlikte üzerinizden çıkarıp attınız, eksiksiz bilgiye erişmek üzere Yaratıcısının benzeyişinde tazelenen yeni yaradılışı giyindiniz.

Ef.4:24 Gerçek doğruluk ve kutsallıkta Tanrı'nın benzerliğine göre yaratılmış yeni yaradılışı giyinin.

Tanrı benzeyişinde yaratılmış olmak bize ne için yaratıldığımıza dair ve kendimizi tanımamız için de ipuçları vermektedir.

“Tanrı benzeyişinde yaratılmış olan insanın en temel yaratılma nedeni nedir” sorusunun cevabı Westministir Kısa İlmihali’nde şöyledir: "Tanrı’yı yüceltmek ve sonsuza dek Ondan zevk almaktır.” [1]

 Peki Tanrı benzeyişinde olmak kendimizi tanımak için ne gibi ipuçları vermektedir:

·        Çalışmak: İnsan Tanrı’ya yücelik getirmek için yaratılmıştır ve Tanrı’ya yücelik getirmenin bir yolu da Ona hizmet etmektir.Yaratılış tarihine baktığımızda yaşamın her noktasında Tanrı’ya hizmet etmemiz gerektiğini görebiliriz. Tanrı bizi yaratır yaratmaz bir iş vermiştir. Çalışmak ilahi benzeyişin bir parçasıdır. Çünkü Tanrı’nın Kendisi çalışandır. Çalışmak ilahi bir görevdir ve düşüşten gelmemektedir. İnsanın günahından sonra Tanrı’nın insanlığa verdiği bir lanet değil, Tanrı’nın çağrısıdır. İnsanın çalışması Tanrı’nın ilk planından gelmektedir. Adem ve Havva ilk yaratıldıklarında daha günaha düşmeden önce Tanrı onlara bazı işler vermişti. İnsan Tanrı’nın yeryüzü temsilcisidir. Tanrı Adem’in yeryüzüne hükmetmesini istedi. Adem de kendine verilen görevi yerine getirdi. Hayvanlara isim verdi, bahçede çalıştı.

·        Dinlenmek: Aynı zamanda insan dinlenmek için de yaratılmıştır. Tanrı Kendisi de işini bitirdikten sonra 7.gün dinlenmiştir. Biz de Tanrı benzeyişindeki insanlar olarak Yaratıcımız gibi Yaratıcımızı yüceltmek için dinleniriz.

·        İlişkilerimiz: Tanrı benzeyişinde kadın ve erkek olarak yaratıldık. Tanrı erkekten bir kemik alıp kadını şekillendirmiştir. Bu kadın ve erkeğin aynı özde yaratıldıklarını göstermektedir. Bununla birlikte kadın ve erkek olarak birlik içinde farklılığımız bulunmaktadır. Adem Havva’yı gördüğünde ondan hoşlanmakla birlikte aynı zamanda farklı olduğunu da görüp ona “kadın” ismini vermektedir. Bu birlik ve faklılık onların cinsel ilişkilerini de çok güzel açıklamaktadır. İki cins olarak iletişim kurabilmeleri için farklı yaratıldıkları gibi aynı zamanda da birlik içinde olabilmeleri için aynı özde yaratılmışlardır. Cinsel ilişki de Tanrı’yı yüceltmek için olmalıdır.

Tanrı insanı kendi yüceliği için yaratmıştır.

Yeş.43:7 Yüceliğim için yaratıp biçim verdiğim, Adımla çağrılan herkesi, Evet, oluşturduğum herkesi getirin' diyeceğim.

Bu yüzden ne yaparsak yapalım kendimiz ya da başka herhangi bir şey için değil her şeyi Tanrı yüceliği için yapmalıyız.

1.Kor.10:31 Özet olarak, her ne yer ve içerseniz, her ne yaparsanız, her şeyi Tanrı'nın yüceliği için yapın.

Tanrı’yı yüceltmenin yolu tam olarak Ona itaat etmektir. Tanrı ilk insana bir test verdi.

Yar.2:16 Ve ona, "Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin" diye buyurdu, "Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.”

Bahçede diğer ağaçlardan farklı özel iki ağaç vardı ve bunlardan yaşam ağacı Tanrı’nın bereketini, iyiyi kötüyü bilme ağacı ise Tanrı’nın lanetini simgelemekteydi. Bereket sonsuz yaşam, lanet ise sonsuz ölümdür.

Yar.2:9 Bahçede iyi meyve veren türlü türlü güzel ağaç yetiştirdi. Bahçenin ortasında yaşam ağacı ile iyiyle kötüyü bilme ağacı vardı. 

Bu aslında Tanrı’nın insanla yaptığı ilk antlaşmadır. Bu antlaşmaya göre iyiyi kötüyü bilme ağacından yiyen ölecektir. Bu şartları çok basit bir antlaşmaydı. “İtaat edersen bereketi, itaat etmez yapma denileni yaparsan laneti alacaksın.” Bu antlaşmaya Yaşam ya da İşler Antlaşması diyoruz. Antlaşmada her zaman iki taraf vardır. Bu antlaşmada da iki taraf vardı. Tanrı ve insan. Bu antlaşmanın tek şartı “İyiyi ve kötüyü bilme ağacından yeme.” Tanrı antlaşmanın bir tarafı olarak bu şarta tam bir itaat istedi. Çünkü Kendisi her zaman değişmeyen ve sadık bir Tanrı’dır. Adem insanlığın temsilcisiydi ve seçme özgürlüğü vardı. Adem ve Havva itaat etmiş olsaydı ne olacaktı? Sonsuza kadar kutsal ve mutlu olarak yaşayacaklardı. Böylece yaratılma nedenini yerine getirmiş olacaklardı.

Kurtulmaya da ihtiyaçları olmayacağı için kurtaran lütfe de gerek olmayacaktı. Ama ilk ailemiz günaha düştüğünde bizi de batırmış oldu. İnsanlığın mutlu, mükemmel ve suçsuz olduğu zamanın hikayesi Yaratılış 2.bölümün sonuna geldiğimizde bitmektedir.

Yar.2:25 Adem de, karısı da çıplaktılar, henüz utanç nedir bilmiyorlardı. 

İkisi de çıplaktı ve utanmıyorlardı. Suçsuzdular ve saklayacak hiçbir şeyleri yoktu.

Yar.3:1 RAB Tanrı'nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, "Tanrı gerçekten, 'Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin' dedi mi?" diye sordu. 

Yılan çok sinsi bir düşman olarak tüm dünyayı yok etmek için tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Tanrı emirlerini sorgulamaya başlamakla insanın ilk denenmesi Şeytan aracılığıyla gelmiştir. Yılan bu ayartıyı Tanrı Sözü’nü farklı yöne çekerek yapmıştır. Meyvesinden yenmemesi gereken iyiyi kötüyü bilme ağacını bahçedeki diğer ağaçlar gibi göstererek negatifi pozitif hale getirmiştir. Böylece yılan Tanrı’yı vermek istemeyen bir Tanrı olarak göstererek meyveyi yiyip itaatsizlik etmesi için Adem’e yol açmıştır. Tanrı sadece bir şeyi yasaklamıştı. Ama yılan Tanrı’nın sözlerini çarpıtarak sanki her şeyi yasaklıyormuş gibi göstermiştir.

Yar.3:2-5 Kadın, "Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz" diye yanıtladı, "Ama Tanrı, 'Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz' dedi. Yılan, "Kesinlikle ölmezsiniz" dedi, "Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız. 

Şeytan burada meyveyi yedikten sonra olacak dört şeyden bahsetmektedir ve söylediği bu şeylerin hepsi de tam olarak yalan değildir.  Kutsal Kitap Şeytan için “Yalanın babası” der. Bu doğrudur. Ama bazen de Şeytan yalan söylemek yerine doğruyu farklı yönlere çekerek, yarı yarıya doğru söyleyerek ya da eksik doğru bilgi vererek işini yapmaktadır. Burada da bu taktiğini uygulamıştır.

1.      Ölmeyeceksiniz: Şeytan “Ölmeyeceksiniz” diyerek Tanrı’nın doğruluğunu ve ilahi yargıyı inkar etmiştir. Bu yalandır. Onlar ruhsal olarak tam o anda ölmüşler, fiziksel olarak da ölmeye başlamışlardır.

2.      Gözleriniz açılacak: Şeytan “Gözleriniz açılacak” dediğinde aslında doğruyu söylemişti. Ama bu yarım bir doğruydu. Şeytan onlara gözleri açıldığında kendi utançlarını göreceklerini söylememişti. Adem ve Havva’nın meyveyi yedikten sonra gerçekten de gözleri açıldı ve ilk gördükleri şey kendi utançları oldu.

3.      İyiyi kötüyü bileceksiniz: Şeytan “İyiyi kötüyü bileceksiniz” dediğinde tam olarak yalan söylememişti. Gerçekten de onların gözleri açıldığında iyiyi ve kötüyü bildiler. Ama onların farkına varamadıkları şey aslında onlar zaten iyiyi biliyorlardı. İyilik hakkında bilmedikleri tek şey onu kaybetmenin bedelinin ne kadar ağır olacağıydı. Kötülük hakkında ise hiç bir şey bilmiyorlardı. Bu yüzden de onlar gözleri açıldığında kötüyü bildiler. Çünkü artık kendilerinde utançtan başka görebilecekleri bir iyilik kalmamıştı. Sadece iyi olan tek Tanrı vardı ve ona da utançları yüzünden bakamadıkları için de saklandılar.

4.      Tanrı gibi olacaksınız: Şeytan “Tanrı gibi olacaksınız” dediğinde de aslında yarı yarıya doğru söylemişti. Zaten onlar Tanrı’nın benzeyişindeydiler.

Yar.3:6 Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi. Kocası da yedi.

Kurtuluşu anlamak için öncelikle günahı anlamamız gerekmektedir. Günah dünyaya nasıl girdi? Günah dünyaya yasak meyveyi yemekle girmiştir. Şeytan Havva’nın yanına onu ayartmak için yanaşmış ve bunu da başarmıştır. Bu denenmeyle insan her şeyini kaybetti. Havva burada her yönüyle deneniyor. Fiziksel bir denenme var. Meyve yemek için güzel görünen, hoşa giden bir meyveydi. Estetik olarak güzeldi. Havva ona baktı ve onu yemek için güzel buldu. Özel bir çekiciliği vardı. Meyve onlara entelektüel olarak da çekici geldi. Böylece meyveyi yedi ve kocasına da verdi. O da yedi. Küçücük düşünceler büyük bir karanlığı getirdi.

Kötülüğün kaynağı Tanrı’nın kendisi değildir. Tanrı sadece insana seçim hakkı vermiştir. Günahı seçme hakkı insanındı, ama insanı deneyen Şeytan’dı. Tanrı kötülüğe karşıdır. 

Parantez içinde şunu belirtelim ki; Bu bir hikaye değildir, Kutsal Kitap’ta yer alan tarihi gerçeklerdir. Kutsal Kitap tek kitaptır ve insanın günaha düşmesi ile başlayan insanlık tarihinin önemli seçilmiş bazı olaylarını  anlatmaktadır.

“Tanrı kötülüğe karşıdır” demiştik. Şimdi ilk günahın kötülüğünü tanımlayan öğeler bakalım: İsyancılık, karşı gelme, iyi olanı farklı anlama, itaatsizlik ve yasayı çiğnemek. Günah Adem dolayısıyla da insanlık ve Tanrı arasındaki antlaşmanın bozmuştur.

Agustin “Günahın kökünde gurur vardır” der. Püritanlar ise “İlk günah on emrin tamamını bozmuştur” derler. Yasak meyveyi almakla, hırsızlık ve açgözlülük, onu yemekle puta tapmayı ve meyveyi yedikten sonra söyledikleri ile yalan söyleme, bu hareketin yapılmasıyla Tanrı’nın adını  boş yere ağzına alma ve düşüşle gelen ölümle de adam öldürmeyeceksin emirlerini bozmuşlardır. Onlar Tanrı gibi olmak istedikleri için meyveyi yediler. Tanrı’yı yüceltmek ve Onun yüceliğini yansıtmak yerine yüceliği kendileri yüklenmek istediler.

İlk düşüşte olan bazı şeylere bakalım:

İlk yaratılışta her şey mükemmeldi. Karışıklık, üzüntü, sıkıntı gibi bugün etrafımıza baktığımızda her yerde, her şeyde ve herkeste gördüğümüz kötülükler yoktu. İlk yaratılıştaki bu mükemmelliğin bozulmasının ve kötüleşmesinin nedeni günahtır. 

Problemi iyi anlarsak cevabı da daha iyi anlayabilir ve anlatabiliriz. En önemlisi de kendi günahlı durumumuzu anlarsak ancak o zaman neden kurtulmaya ihtiyacımız olduğunu da anlayabiliriz.

Kurtulmalıyız. Çünkü günahlıyız. Kurtulma yolu ise lütuftur. Karşılıksız bir armağandır ve günahlı insan ancak Mesih sayesinde kurtuluşa ulaşabilir.

Bu konuda Efesliler bölümünün başlangıcı bizim başlangıç noktamızdır.

Ef.1:3-6 “Bizi Mesih'te her ruhsal kutsamayla göksel yerlerde kutsamış olan Rabbimiz İsa Mesih'in Babası Tanrı'ya övgüler olsun. O, kendi önünde, sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih'te seçti. Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca, İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi. Öyle ki, sevgili Oğlunda bize bağışladığı yüce lütfü övülsün.” 

Dünyanın kuruluşundan ve kimse doğmadan önce Tanrı’nın insanlığı günahtan kurtarmak için bir planı vardı ve üçlü birliğin her yönü bu planda aktif bir şekilde çalışmıştır. Bu bir sırdır ve tam olarak anlatılmaz. Agustin “Baba, Oğul, Kutsal Ruh her biri kendisinde Tanrı’dır ve hepsi tek bir Tanrı’dır” demiştir. Kutsal Üçlük doktrinini yedi adımda şöyle açıklayabiliriz:

  1. Baba Tanrı Tanrı’dır.
  2. Oğul Tanrı Tanrı’dır.
  3. Kutsal Ruh Tanrı’dır.
  4. Baba Oğul değildir.
  5. Oğul Ruh değildir.
  6. Ruh Baba değildir.
  7. Tek Tanrı vardır.

Baba tarafından Mesih’te Kutsal Ruh aracılığı ile seçildik. Baba hazırladı, Oğul tamamladı ve Kutsal Ruh uyguladı. Kurtuluş Baba tarafından planlandı, Oğul tarafından uygulamaya geçti, Ruh tarafından yüreklere açıklandı.

Ef.1:11 “Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrı'nın amacına göre önceden belirlenip Mesih'te seçildik.”

Her şey Baba’nın amacına göre Mesih’te seçilmektedir. Kurtuluş için her şey Mesih’te ve Mesih’in kanı aracılığı ile yapılmaktadır. Mesih kanıyla bedeli ödeyip bizi satın alıp günahtan kurtarmaktadır. Tanrı bizi Mesih’te evlat almakta ve kendine mirasçılar yapmaktadır. Böylece insan Tanrı’yla barışmaktadır. Kısacası tüm bereket Mesih’le gelmektedir. İnsanlık Adem’de kaybettiği tüm ruhsal bereketi Mesih’te ve Mesih’le geri kazanmaktadır. İnsan sadece kurtulmakla kalmayıp aynı zamanda Mesih’le yüceltilmektedir. Mesih bizim kurtuluşumuz ve her şeye Onda sahibiz.

Ef.1:13-14 Gerçeğin ilanını, kurtuluşunuzun müjdesini duyup Ona iman ettiğinizde, siz de vaat edilen Kutsal Ruh'la Onda mühürlendiniz. Ruh, Tanrı'nın yüceliğinin övülmesi için Tanrı'ya ait olanların kurtuluşuna dek mirasımızın güvencesidir. 

Baba tarafından planlanan, Oğul ile uygulanan ve Kutsal Ruh tarafından açıklanan kurtuluş Tanrı’nın en mükemmel bereketidir ve ruhsaldır. Ruh bize Müjde’yi duyma ve anlama yeteneği verirken bizi içten dışa doğru yenilemektedir. Kutsal Ruh Baba’nın planlayıp Mesih’in tamamladığını şimdiki zamanda uygulamaktadır. Bu nedenle Kutsal Ruh kurtuluşumuzun mührüdür. Mühür sahipliği ifade eder. Bir şey kimin mührünü taşırsa onundur. Kutsal Ruh’un mührü de bizim Tanrı’ya ait olduğumuzu gösterir. Mesih’e iman eden kişinin Tanrı’ya ait olduğunun mührü yaşamında Ruh’un işlerinin görülmesidir. Tanrı bize Kutsal Ruh’u sonsuz yaşamın kanıtı olarak vermektedir.

Bizler bu tarz Tanrı kurtarışının bilincinde olmalıyız. Kurtuluş Baba, Oğlu ve Kutsal Ruh’da gerçekleşmektedir. Dünyanın başlangıcından önce Baba belirledi, Oğul geçmişte uyguladı ve Kutsal Ruh açıklamaktadır. Tanrı her şeyi sonsuzluktaki planına göre uygulamaktadır. O problemden önce cevabı biliyordu.

Efesliler 1:11’de Tanrı planını açıklayan üç terim vardır:

  • Felama: Tanrı’nın genel istemi için
  • Prophesis: Tanrı’nın özel amaçları için
  • Bule: Tanrı’nın kararlı yetkinliği için

Önceden belirleme Tanrı’nın hükümran kararıdır. Tanrı başlangıçtan önce son hedefini belirlemiştir. Tanrı’nın seçimi, belli günahkarları seçmiş olmasıdır ve Tanrı lütfüdür. İnsanın günahlı doğasının hiçbir şekilde imanla Tanrı’ya gelme yeteneği yoktur. Kurtuluş insanın vereceği karara da bağlı değildir. Bu Tanrı’nın sonsuzlukta verdiği bir karardır ve sadece Tanrı’nın lütfü ile olur. Tanrı’nın bu hükümran kararına göre seçilmemiş olan bazı günahkarlar ise asla tövbe etmez ve günah içinde ölür.

1.Pet.2:7-8 İman eden sizler için bu taş değerlidir. Ama imansızlar için, «Yapıcıların reddettiği taş işte köşenin baş taşı,» «sürçme taşı ve tökezleme kayası oldu.» İmansızlar, Tanrı'nın sözünü dinlemedikleri için sürçerler. Nitekim sürçmek üzere belirlenmişlerdir.

Rom.9:22 Eğer Tanrı, gazabını göstermek ve gücünü tanıtmak isterken, gazabına hedef olup mahvolmaya hazırlananlara büyük sabırla katlandıysa, ne diyelim?

Peki kim seçildi? Seçilmişliğimizi nasıl bileceğiz?

Tanrı seçimini Mesih’te yapmaktadır. Tanrı bizi Mesih’le bütün yapmak için seçmiştir. “Ben seçildim mi” demek “Ben Mesih’le miyim” demektir. Kurtuluşun odak noktası Mesih’i bilmek ve Ona iman etmektir. Mesih’ teki kişi seçilmiş kişidir. John Calvin bu konuda şöyle demektedir: “Eğer Mesih’te seçildiyseniz seçilmişliğinizin garantisini kendinde arama, çünkü  Mesih senin emniyetin ve aynandır.”

Seçilmiş olmak için seçilmişlik hakkında duyman ya da bilmen gerekmez. Tanrı’nın seni Tanrı halkına katmak için seçmiş olması seçilmiş olmak ve seçilmiş olduğunu bilmek için yeterlidir. Bunu şöyle bir örnekle açıklamaya çalışalım: Üzerinde bir kapı olan bir haç düşünün ve bu kapının üstünde Vahiy 22:17 yazılıdır.

Vah.22:17 Ruh ve Gelin, «Gel!» diyorlar. Her işiten, «Gel!» desin. Susamış olan gelsin. Dileyen, yaşam suyundan karşılıksız alsın

Bu aslında Kutsal Kitab’ın evrensel çağrısıdır. Tanrı’nın vaadi ise çarmıha gelecek olan herkes içindir. Kapının arkasının üstünde ise Efesliler 1:11’deki “Dünyanın kuruluşundan önce seçilmiştir” ifadesi yazmaktadır. Seçilmişlik ancak içerden anlaşılmaktadır. Biz İsa Mesih’e geldikten sonra seçilmiş olduğumuzu anlayabiliriz.

Kurtuluş insanların kendi arayışları sonucunda değil, Tanrı’nın hükümran seçimi sonucunda gelmektedir. Kurtuluş tamamen Tanrı’nın işidir ve başlangıcı da sonu da Tanrı lütfüne bağlıdır. Bu eski bir ilahide şöyle anlatılmaktadır: “Tanrı’ya baktım ve bildim ki; Onu aramak için benim ruhumu harekete geçirmişti.” Bu doktrin günahkar insanın gururunu kapatıp yüceliği tamamen Tanrı’ya vermektedir. Doğal olarak günahlı olduğumuz için bazen bu doktrine karşı çıkmak istiyoruz. Çünkü bu doktrin tam olarak Tanrı’yı yücelten ve insanı alçakgönüllülüğe iten bir doktrindir.

2- NEDEN KURTULMAYA İHTİYACIMIZ VAR?

GÜNAH VE YARGI

 

Yasak olan meyveyi Adem’le Havva’nın yemesinden hem sonra, Tanrı’nın yüceliği için hizmet etmek yerine kendi yüceliğimiz için hizmet etmemizden dolayı günaha düştük. İnsan doğal olarak günahlı bir yapıya sahiptir. Tam anlamıyla kurtulmak için günahtan kurtulmak gerekmektedir.

Yar.3:7 İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.

Adem’le Havva günaha ilk düştüğünde çıplak olduklarını fark ettiler ve hem kendilerinden hem de bedenlerinden utanç duydular. Bu aslında bize günahın ilk sonucu ile ilgili bir ipucu vermektedir. Günah bizi Tanrı’nın gözünde suçlu kılmaktadır. Bu utanç bize Tanrı ile aramızda bir sorun olduğunu göstermektedir. Günah insanı Tanrı’nın yargısı altına çekmektedir.

Günahın insan üstündeki ilk sonucu utançtır. Bu utanç bizi Tanrı’nın önünde gerçek bir suçluluğa getirmektedir.

Yar.3:11 RAB Tanrı, "Çıplak olduğunu sana kim söyledi?" diye sordu, "Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin? 

Onlar çıplak olduklarını nasıl bildiler? Kimse onlara çıplak olduklarını söylememişti. Aslında kimsenin söylemesine de gerek yoktu. Çünkü artık vicdanları onları günahlarından dolayı uyarmaya başlamıştı.

Teolojiciler günahı ikiye ayırmaktadırlar:

1.      Orijinal günah: Bütün insanlığın Adem’in günahında paylaştığı suçluluktur. Buna orijinal günah doktrini de diyebiliriz. İlk adam Adem’in günahından bütün insanlık etkilenmiştir. Tüm insanlık bu günahın yükünü taşımaktadır. Tanrı’nın Adem ve soyu ile yaptığı antlaşma Adem’in tam itaatine bağlıydı ve bu antlaşmada Adem tüm soyu temsil ediyordu. Tek başına kendisi için sorumlu değildi. Yaşamış olan her bir insan sadece biyolojik anlamda değil ruhsal anlamda da Adem’dedir.

Adem ve nesli ile arasındaki ruhsal ilişkiden gelen günahın sonuçları öncelikle içsel olsa da daha sonra ne kadar çok dışa yansıdığı tüm Kutsal Kitap boyunca anlatılmaktadır. Örneğin: Yaratılış kitabını okuduğumuzda Adem’in bütün çocuklarının günahlı olduğunu görüyoruz. Peki neden böyle olmuştu? Adem ve Havva kötü ebeveynler oldukları için mi ya da çevrenin kötülüğünden dolayı mı ? Ya da genetik olarak kötü bir yapıya mı sahiptiler? Tabi ki bütün bu faktörler belli oranda etkindir. Adem’le çocukları arasında kalıtsal bir gerçek bulunmaktadır. Anne ve baba olarak da mükemmel ebeveynler oldukları söylenemez. Daha en başında günaha düşerek çocuklarına kötü bir örnek bırakmışlardı. Adem’in çocukları sadece kendileri günah işledikleri için günahkar değillerdi. Günah işlediler, çünkü günahkardılar. Dünyaya zaten günahkarlar olarak gelmişlerdi. Onları günahkar kılan Adem’de olan suçluluktu. Bu bağlantı Romalılar kitabında açık bir şekilde anlatılmaktadır.

Rom.5:12 Günah bir insan yoluyla, ölüm de günah yoluyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi. 

Günah Adem aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girmiştir ve bu şekilde günah bütün insanlığa yayılmıştır. Bütün insanlık Adem’de günah işlemektedir. Püritanlar da bunu bir şöyle şiirle anlatmaktadır. “Adem’in düşüşünde hepimiz günah işledik. 

Ef.2:3 Bir zamanlar hepimiz böyle insanların arasında, doğal benliğin ve aklın isteklerini yerine getirerek benliğimizin tutkularına göre yaşıyorduk. Ötekiler gibi doğal olarak gazap çocuklarıydık.

Biz dünyaya ahlaksal olarak nötr gelmiyoruz. Günah işlemeye karar verme aşamasında suçsuz görülüyoruz. Ama Adem’in günahını taşıyoruz. Tanrı öfkesini hak etmiş olarak doğuyoruz. Tanrı insan neslinin her ferdinde bu günahı görmektedir. Tanrı gözünde Adem’in günahı bizim günahımızdır. Başka bir deyişle Tanrı Adem’in günahından dolayı bizi sorumlu tutmaktadır. Bu haksızlık diye düşünebiliriz. Ama Adem bizi temsil ediyordu. Başarmak için elinde her tür olanağı vardı. Sadece tek bir sınanma geldi ve düşmeyebilirdi. Dayanmak için kolay bir ayartmaydı. Bütün bahçenin içinde tek bir ağaçtan yememesi gerekiyordu. Diğer bütün her şey onundu. Adem onun hareketinin herkesi etkileyeceğini de biliyordu. Adil olmanın da ötesinde bu antlaşma tamamen Tanrı lütfünün bir armağanı olarak verilmişti. Çünkü İsa’da kurtuluş prensibi de aynı prensip üzerine kurulmuştur.

Rom.5:17 Çünkü eğer ölüm bir tek adamın suçu yüzünden o tek adam aracılığıyla egemenlik sürdüyse, Tanrı'nın bol lütfünü ve aklanma bağışını alanların bir tek adam, yani İsa Mesih sayesinde yaşamda egemenlik sürecekleri çok daha kesindir.

  İsa Mesih kendi halkını temsil etmekte ve bizi kurtarmak için bizim yerimize orada durmaktadır. Adem ve Havva’nın günaha düşmüş olması ne olduğunun değil de ne olacağının hikayesidir. Kendi günahlarımızla ilk ailemizin günahları arasında bir bağlantı bulunmaktadır.

2.      Kişisel Günah: Bizim her zaman kişisel olarak yaptığımız günahlardır. Adem’in günahı da evrensel olduğu kadar kişisel bir günahtı. Orijinal günah, kökü, kişisel günahlarımız ise meyveyi oluşturmaktadır.

Bizim orijinal günahtan etkilenmiş kendi varlığımız kişisel günahlarımızı üretmektedir. Böylece kişisel günahlarla da günahlılığımız katlanmaktadır. Bu “Tamamen Bozulmuşluk Doktrinidir”. Ama bu hepimizin büyük günahlar işlediğimiz anlamına gelmez. Tanrı’nın genel lütfü dediğimiz lütfünden dolayı hala insanların üzerinde bazı iyi şeyler bulunmaktadır. Ama günah aracılığı ile bizdeki Tanrı benzeyişi tamamen bozulmuştur. Agustin bu konuda şöyle demiştir: “Günah işlemekle doğruluk ve kutsallığımız yok olmuştur.” Bunu başka bir örnekle ise şöyle açıklayabiliriz: Lunaparktaki sihirli aynalara baktığımızda kendimizi değişik şekillerde görürüz. İşte günahın insan üzerindeki etkisi de bu sihirli aynalar gibidir. Tanrı’nın benzerliğinde olan insan günah sayesinde bozulmuştur ve Tanrı’nın yüceliğini yansıtamaz hale gelmiştir.

Günah aklımızı, hislerimizi, yüreğimizi, istemlerimizi kısacası bizim bütün doğamızı etkilemiştir. Aklımızı etkiler, böylece Tanrı’nın düşüncesini düşünemez oluruz. Yüreğimizi etkiler, böylece tamamen kutsal olmayan arzuların peşinden koşarız. Hislerimizi etkiler, böylece duygusal olarak hasta oluruz. İstemlerimizi etkiler, böylece Tanrı’nın istemlerini seçemez oluruz.

Bütün bunların sonucunda da hepimiz yaşamlarımız boyunca Tanrı’nın önünde suçlu oluruz. Bu suçluluğumuzun işareti de daha önce belirttiğimiz gibi utancımızdır. Kendi ruhumuzda ve kendi bedenlerimizde utanç duyarız. Adem ve Havva da bu utanç duygusunu hissettiler ve çıplaklıklarını kapatmaya çalıştılar. Utanç içindeki dünya da kendisini Adem ve Havva’nın yaptığı gibi örtmeye çabalamakta, ama başaramamaktadır. Kendi ruhunu incir yaprağı ile örtemezsin. Ancak bunu Tanrı, lütfü ile sağlayabilir.

Yar.3:21 RAB Tanrı Adem'le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi.

Burada Tanrı’nın onlara Kendisi’nin onları örtecek deri bir kaftan yaptığını görüyoruz. Bu kaftan Tanrı’nın lütfünü göstermektedir. Bizim kendi kendimize yapamayacağımızı Tanrı burada Kendisi yapmakta ve bizi örterek utancımızı kaldırmaktadır. Dikkat edin! Burada günahın utancının kaldırılması için yine bir hayvanın kurban edilmesi gerektiğini görüyoruz. Hem orijinal hem de kişisel günahlarımız için bir kefaret bedeli ödenmeli ve aklanma için bir kurban sunusu sunulmalıdır. Çünkü biz ancak bu sayede Tanrı’nın önünde aklanmış olarak durabilir ve doğrular sayılabiliriz.

Günahın ikinci sonucu Tanrı’dan ayrı düşmek, yabancılaşmaktır.

Yar.3:8-10 “Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. RAB Tanrı Adem'e, "Nerdesin?" diye seslendi. Adem, "Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim" dedi.”

Burada günahtan önce Adem ve Havva’nın Tanrı’yla mükemmel bir ilişkisi olduğunu görüyoruz. Yakın arkadaş gibiydiler, birlikte bahçede yürüyüp sohbet ediyorlardı. Ama günahla bu durum değişti. Çünkü günahla birlikte Tanrı ile insan arasına ayrılık girdi. Adem ve Havva da bunun farkında oldukları için kaçtılar ve ağaçların arkasına saklandılar. Ama O her şeyi bilen, gören ve her yerde olabilen bir Tanrı olduğu için hiç kimse Ondan kaçamaz ve saklanamazdı. Bunu bahçede korkuyla saklanan Adem ve Havva da biliyordu. 

Peki Tanrı onların ne yaptıklarını ve nerede olduklarını bildiği halde neden Adem’e “neredesin” diye sordu? Tabi ki bu soruyu Tanrı Kendi bilgisi için sormamıştı. Çünkü onların nerede olduğunu çok iyi biliyordu. Tanrı’nın burada sorduğu bu soru bir yargıcın bir suçluyu yargılarken sorduğu soru gibidir.

Adem Tanrı’nın bu sorusunu “Çıplaktım ve korktum” diyerek yanıtlıyor. Bu cümlede günahın sonucu olan başka bir duyguyu daha görüyoruz. Günah sadece utanç ve suçluluk değil korku da doğurmaktadır. Bu korku kutsal Tanrı’nın önüne gelme korkusudur ve bu korku Adem’in günahını ortaya çıkararak Adem’i ele vermektedir.

Yar.3:12 Adem, "Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim" diye yanıtladı.

Adem suçu ortaya çıktığında kendini kurtarmak ve yaptığına özür bulmak için suçunu itiraf ederken bile ilk olarak Tanrı’yı ve daha sonra da Havva’yı suçlamaktadır. Bu da Adem’in Tanrı’ya yabancılaşmasının bir başka işaretidir. Günah Tanrı’dan yabancılaşmamıza neden olmuştur. İnsan aslında Tanrı ile sevgi ve güven dolu bir ilişki için yaratılmıştı. Ama Adem ve Adem aracılığıyla bizler bu ayrıcalığı kaybettik. Günahlarımızla gelen bu yabancılaşma sonucunda Tanrı ile olan ilişkimiz engellenmiştir. Bu nedenle biz Tanrı ile yüz yüze karşılaşmaktan korkup aramızdaki mesafeyi koruyoruz.

Özellikle bu durum kilisede bile çok görülmektedir. Bazen günah insanları kiliseden ve Tanrı’dan  bile uzaklaştırmaktadır. Günah bizim İsa’ya koşup sarılmamız yerine çarmıhın arkasına saklanmamıza neden olmaktadır.

Kol.1:21 Yaptığınız kötülükler yüzünden bir zamanlar düşüncelerinizde Tanrı'ya yabancı ve düşmandınız.

Tanrı ile barışırsak kurtuluruz. Kurtuluş için karşılıklı ilişkiyi yeniden kurmak gerekmektedir. Bu barıştırma ve ilişkiyi yeniden kurma işini de sadece İsa Mesih yapabilir. Bu yüzden biz günahkarlar İsa’nın çarmıhına sarılmalıyız.

Aynı zamanda günahın getirdiği bu yabancılaşma dikey olduğu kadar da yataydır. Biz günahın sonucunda sadece Tanrı’dan değil birbirimizden de uzaklaştık. Bu günahın üç sonucudur. Günah işledikleri andan itibaren Adem ve Havva arasındaki ayrım da çok belirginleşmiştir. Kendilerini korumak için sadece Tanrı’yı değil birbirlerini de suçladılar. Adem kendi karısına saldırdı. “Meyveyi yedim, ama bu benim suçum değil. Çünkü bana verdiğin bu kadın meyveyi bana verdi.” Bu karşısındakini suçlama ve kendini savunma hemen oldu. Bu kadınını koruyacak şekilde cesurca bir yaklaşım değildir. Adem karısını suçlayarak ilişkiyi bozdu. Bu düşmüş günahlı insanın hareketleridir. Adem günahının itirafında tüm suçlamayı Havva’ya atarak kendini aklamaya çalıştı. Bugün biz de aynı şeyi yapıyoruz. Kendi günahımızın sonuçlarından kurtulmak için başkalarını suçluyoruz. Hatta bundan daha da kötüsü birbirimize hükmetmeye çalışıyoruz.

Yar.3:16 “RAB Tanrı kadına, "Çocuk doğururken sana Çok acı çektireceğim" dedi, "Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, Seni o yönetecek."

İşte bu noktada Havva lanetlenmektedir. Erkeğin ruhsal otoritesi bu düşüşten kaynaklı değil yaratılıştan gelmektedir. Tanrı bahçeye geldiğinde Havva’yı değil Adem’i aramaktadır. “Arzun kocana olacak, sana hükmedecek” ifadesi aslında cinsel bir ifade değildir. Bu ifade cinsler arası çekişmenin bir peygamberliği gibidir.

Hemen bu olayın ardından Hain ve Kabil hikayesine geldiğimizde Tanrı Kabil’i şu şekilde uyarıyor.

Yar.4:7 Doğru olanı yapsan, seni kabul etmez miyim? Ancak doğru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor. Ona egemen olmalısın.

Günah sahip olmayı getirmektedir. Arzumuzu kontrol konusunda günah pusuya yatmış korku gibidir. İşte bizim ilişkilerimiz arasında böyle bir lanet vardır. Aynı anda kadın erkeğe hükmetmeye erkek de kadını yönetmeye çalışmaktadır. Peki bu yönetme ve hükmetme isteği ne tarz bir yönetme ve hükmetme isteğidir?  Hizmet eden bir önderlik şeklinde bir yönetme mi ya da İsa’nın yaptığı gibi bir hizmet liderliği gibi mi? Cevap kesinlikle hayırdır. Buradaki hükmetme ve yönetme kavramı askeri bir kavramdır. Adem’den beri insanlık almak için birbirine güç kullanıp, birbirlerini kontrol edip, çekişip, suçlayıp çatışmaktadır. Adem ve Havva’nın bölünüp ayrıldığı gibi binlerce yıldır insanlık da bölünüp ayrılmaktadır.

Biz kurtulduğumuzda sadece Tanrı ile barışmıyor aynı zamanda kendimizle de barışıyoruz. Kurtuluş mesajı sadece Tanrı’yla nasıl uzlaşacağımızı değil birbirimizi de nasıl yeniden sevebileceğimizi bize göstermektedir. Biz günahı anladıkça Tanrı’nın kurtuluş lütfünü daha net anlamış olacağız. Kutsal Kitap bize bu konuda doğru tanımları yapmaktadır. Kendimize en kötü düşman kendimiziz ve bundan kurtulmak için de Tanrı’ya ihtiyacımız vardır.

Şeytanla savaşıyoruz. Tanrı ilk olarak Şeytan’ı yargılıyor.

Yar.3:14-15 Bunun üzerine RAB Tanrı yılana, "Bu yaptığından ötürü Bütün evcil ve yabanıl hayvanların En lanetlisi sen olacaksın" dedi, "Karnın üzerinde sürünecek Ve yaşamın boyunca toprak yiyeceksin. Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu Birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, Sen onun topuğuna saldıracaksın." 

Burada Şeytan’la Tanrı arasında bir diyalog yok, Tanrı sadece lanetliyor. Şeytan’ın planı bizi cehenneme yollamaktır ve hala da bunun için çalışmaktadır. Şeytan Tanrı’dan nefret etmektedir. Tanrı “Kadının tohumu seni yok edecek” derken kurtuluşla ilgili ilk vaadini vermektedir. Yar.3:15 ayeti Kutsal Kitap’taki tek kurtarıcı olan Mesih vaadi ile ilgili ilk peygamberliktir. Tabi ki bu kurtuluş bir bedel karşılığında gelmektedir. Bir ölüm var. Burada anlatılan Haç üstünde olanları ifade etmektedir. Tanrı Kötüye izin vermekle birlikte tamamen karşıdır.

Yar.3:16-18 RAB Tanrı kadına, "Çocuk doğururken sana Çok acı çektireceğim" dedi, "Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, Seni o yönetecek." RAB Tanrı Adem'e, "Karının sözünü dinlediğin ve sana, Meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için, Toprak senin yüzünden lanetlendi" dedi, "Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. Toprak sana diken ve çalı verecek, Yaban otu yiyeceksin.

Burada Adem ve Havva’nın günahının cezası anlatılmaktadır. Kadın ve adam lanetleniyorlar. Burada dikkat etmemiz gereken nokta üreme ve çalışmanın lanet olmadığıdır. Çünkü düşüşten öncede zaten üreme ve çalışmayı Tanrı insana vermişti. Buradaki lanet üremenin acı içinde olması ve toprağın bereketini yitirmesidir. Adem ve Havva Aden bahçesinin dışına atılmakta ve Adem mükemmel Aden bahçesinde çalışmak yerine çölden bahçe yaratmaya çalışmaktadır. Havva ise acılar içinde çocuk doğurup bu çölde onları kaygı çekerek büyütecektir. Bu nedenle bugün insanlar kendilerini yalnız hissetmektedirler. Çünkü kendi gerçek evlerinde değiller ve Tanrı’dan uzaktalar.

Ama aslında burada Tanrı’nın lütfünün bir işareti de görülmektedir. Tabi ki bütün bu lanetlerin içinde nasıl bir lütuf olabilir; diye düşünebilirsiniz. Tanrı burada bütün bu lanetlerin içinde kurtarışı ile ilgili ilk Müjde’yi de vermektedir. Günahın bedeli ölümdü, ama sonsuza dek günahlı durumda yaşamadılar.

Yar.3:19 Yaratılmış olduğun toprağa dönünceye dek Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın Ve yine toprağa döneceksin

Adem günahın bedelinin ölüm olduğunu biliyordu. Adem günaha düşerek aslında bir şekilde intihar etti. Topraktan yaratılan adam tekrar toprak oluyor, bu adil bir cezaydı. Ama ilk olarak insan ruhsal olarak öldü. Bunun ardından da fiziksel olarak ölüm geldi. Ölümlülük günahın kanıtıdır. Yasak meyveyi yemekle Adem kendine bir yücelik almaya çalışmıştı. Ama ölümle birlikte hiçlik aldı. Ölüm insanın içinde yatan boşluğu çok net anlatmaktadır. Toprak olmakla hiç oluyoruz. Topraktan gelmiştik, toprağa dönüyoruz. Hiçten yaratılmıştık, hiç oluyoruz. Böylelikle de günah Tanrı’nın lanetini getirmiş oluyor.

Yuh.8:24 İşte bu nedenle size, `Günahlarınızın içinde öleceksiniz' dedim. Benim O olduğuma iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz.»

Asıl lanet Tanrı’dan ayrı kalmak ve tamamen kaybolmaktır. Cehennem cennet kadar gerçektir. Kurtuluş cennette Tanrı ile sonsuz yaşam demektir. Cehennem ise Tanrı’dan sonsuz ayrılıktır.

Tüm kötülükler orijinal günahtan gelmektedir. Bu Kutsal Kitap günah doktrinidir. Bu orijinal günahın lanetinden kurtulmamız için de kefaret gerekmektedir. Bu kefaret günahın bütün sonuçlarını ortadan kaldırmaktadır. Tanrı ile aramızdaki yabancılaşmayı kaldırır ve ilişkimize barış getirir. Aynı zamanda bizi doğru kılar, aklar ve yaşam verir. Sonsuz bir kurtuluş ve Tanrı’nın bize yaratılışta verdiği yüceliği tekrar almamızı sağlar. Kutsal Kitap bize kurtuluşun Tanrı’nın lütfü olduğunu anlatmaktadır.

 İbr.2:2-3 Çünkü melekler aracılığıyla bildirilmiş olan söz geçerli olduysa, her suç ve her söz dinlemezlik hak ettiği karşılığı aldıysa, bu kadar büyük kurtuluşu görmezlikten gelirsek nasıl kurtulabiliriz? Başlangıçta Rab tarafından bildirilen bu kurtuluş, Rab'bi dinlemiş olanlarca bize doğrulandı.

İnsanlar İsa Mesih’e ve kurtuluşa ihtiyaç duymuyorlarsa bunun nedeni günahı ve günahın sonucunu anlamadıklarındandır. Neden her şey yanlış? Neden acı var ve insanlar acı çekiyor? Bütün bu soruların cevabı “Çünkü günah var”dır. Dünyadaki bütün kötülüklerin ve acıların nedeni günahtır. Ama İsa Mesih bizim kurtuluşumuz için çarmıhta öldü.

3-     NİÇİN KENDİMİZİ KURTARAMIYORUZ?

YETERSİZLİK

İnsan dünyasında ahlaksal düşüş hızla devam etmektedir. Olmamız gereken şey olmadığımızı biliyor ve kendi yüceliğimizi arıyoruz. Korku, utanç, öfke ve sıkıntı yaşıyoruz. Kurtuluşa gereksinim duyuyor ve ne yapmak gerektiğini soruyoruz. Yeşaya 59 bu yetersizliğin doktrinini anlatmaktadır. Neden kendimizi kurtaramayacağımızı bize göstermektedir.

İsa’dan 700 yıl önce yazılan bu sözler Yeşaya’ya peygamber aracılığı ile Tanrı’nın sözleridir. Özellikle 53.bölümde Yeşaya bir hizmetlinin kurtuluş için öleceği haberini vermektedir.

Yeşaya günahlarımızı ve günahlarımızın sonuçlarını bize açıklamaktadır. Günah günah sunusu ile temizlenene kadar bizim üstümüzde leke olarak durmaktadır. Tanrı bizden uzakta değildir ve bizi kurtarmaya gücü yetmektedir. Sorun bizim Tanrı’dan uzakta oluşumuz ve kurtulmaya ihtiyacımız olduğunun farkında olmayışımızdır.

Yeş.59:1-2 Bakın, RAB'bin eli kurtaramayacak kadar kısa, Kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız'dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü Onun yüzünü göremez, Sesinizi işittiremez oldunuz.

Bedenin tüm parçalarında günahlıyız. Öfke ellerimizde, yalan dudağımızda, ayağımız günaha koşuyor.

Rom.3:13-18 «Ağızları açık bir mezardır. Dilleriyle aldatırlar.» «Dudaklarının altında yılan zehri var.» «Ağızları lanet ve acı s